TMMOB’den Sarsıcı Afet Raporu

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, son dönemde yaşanan orman yangınları ve depremleri bir yönetim krizi olarak değerlendirerek, sahte diploma skandalıyla derinleşen sistemsel sorunlara dikkat çekti.

Bugünlerde karşı karşıya kaldığımız sahte diploma skandalı, Meslek Odalarının Anayasal yetkilerinin gasp edildiği, katılımcılığın, liyakatin, şeffaflığın, hesap verebilirliğin hiçe sayıldığı, demokratik kanalların kapatıldığı, kamusal denetimin bilinçli olarak zayıflatıldığı bir sistemin, hayatın her alanında olduğu gibi afet yönetiminde de bizleri nasıl büyük bir acizliğe sürüklediğini gördük ve görmeye de devam edeceğiz. Bunun en güncel ve somut örnekleri yurdumuzun dört bir yanından gelen, her biri ekolojik bir felakete dönüşerek içimizi yakan orman yangınları, 10.08.2025 günü, Türkiye saati ile 19.53`te meydana gelen merkez üssü Sındırgı (Balıkesir) olan 6.1 büyüklüğündeki depremle ve Ankara’nın depremler için güvenli bir liman olduğu algısını yıkan 11.08.2025 tarihinde meydana gelen merkez üssü Ankara-Etimesgut olan 3.3 büyüklüğündeki depremler olmuştur.   Yaşadığımız bu olaylarda; Bir yanda ormanlarımızı kurtarmak için canlarını feda etmekten çekinmeyenler, diğer yandan ormanları, tarım alanlarını, zeytinlikleri, sulak alanları, milli parkları ranta ve talana açarak afetlere davetiye çıkartan bir sistem,  Bir yanda her geçen yıl sıklığı ve şiddeti artan afetlere karşı bütünleşik ve istikrarlı bir mücadele arayışı, diğer yanda sahte diplomalı yandaşlarıyla afetleri topluma “Takdiri İlahi” ve “Mücbir Sebep” olarak sunan ve bu nedenle bir şey yapıyormuş gibi görünüp aslında “Yara Sarma Dışında” bir şey yapmayan ve sürekli yeni kırılganlıklar üreten bir sistem,  Bir yanda 6 büyüklüğündeki depremi zarar verici olmaktan çıkartan gelişmiş dünyanın uyguladığı risk azaltma politikaları, diğer yandan, 6 büyüklüğündeki bir depremde onlarca binası yıkılan kırılgan bir Türkiye.    Bugün dünyada bilim ve teknolojide gelinen nokta, afetlerle mücadelede kazanılan deneyimler ve çıkartılan dersler bizlere bir şeyi açık ve net olarak göstermektedir ki; başta depremler olmak üzere volkanik faaliyetler, heyelanlar, kaya düşmeleri, sıvılaşma, tsunami, sel, taşkın, kuraklık gibi doğa kaynaklı olaylar, gezegenimizin jeodinamik süreçlerinin doğal ürünüdür. Bu olayları afete dönüştüren toplumların sahip olduğu ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal vb. kırılganlıklardır ve bu kırılganlıklar azaltılabildikçe/riskler düşürülebildikçe afet zararları da azalmaktadır. Türkiye her afet olayında, daha önce hiçbir afet olayı yaşamamış gibi afetlere her seferinde hazırlıksız yakalanan ve her seferinde ağır faturalar ödeyen bir ülke görünümündedir. Sıradan doğa olaylarının felakete dönüşmesini engelleyemeyen, doğal çevremizi yok eden, bizlerin ve doğadaki diğer canlı varlıkların yaşam hakkını korumayan, adı ve kaynağı ne olursa olsun bir türlü çalışmayan ya da çalıştırılmayan ve de güncel bilgi ve teknoloji çerçevesinde yenileyemeyen “İmar, Afet, Planlama, Yapı Üretim ve Denetim, Kentsel Dönüşüm, Afet Risk Azaltma, Afetlere Müdahale” yasaları gibi çoğunluğu kâğıt üzerinde kalan stratejiler, planlar, yasal mevzuat ve belgeler BİZLERİ KORUMUYOR.  DİRENÇLİLİK DEĞİL, KIRILGANLIK ÜRETEN DÜZENDEN HEMEN KURTULMALIYIZ! Sistemsel bir altyapı ve toplumsal bir değer yaratmadan ve onun etrafında bütünleşmeden bu olumsuz döngüden kurtulmak mümkün değildir. Ülkemizi kurtaracak olan sahte diplomalılar ve onların sistemi değil her kişi ve kurumun sahip çıkabileceği nitelikte bir ulusal “Afet Risk Yönetim” sistemidir. Dünya Bankası gibi kurumların veya serbest piyasa kurallarının değil, kamu yararı ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin hakim olduğu bir “Ulusal Afet Risk Azaltma Yönetimidir.” Sadece insanı odağına alan değil, tüm doğal çevre ve varlıkların afet güvenliğine odaklanan bir Ulusal Afet Risk Yönetimidir. Değerli Basın Emekçileri, Anayasanın 135’inci maddesi olmak üzere 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde faaliyet sürdüren kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak sadece afetlerin nedenlerini söylemekle yetinmedik neler yapılması gerektiğini de kamuoyu ile her zaman paylaştık ve paylaşmaya da devam edeceğiz. 17 Ağustos 1999 Depreminin 26. Yıldönümünde bu konudaki yaklaşımımızı bir kez daha sizlerin aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Yukarıda sıralanan genel önerilere mesleki derinliğimiz ve deneyimlerimiz açısından aşağıdaki yaklaşım ve önerileri ilave edebiliriz; Bu çerçevede JEOLOJİ MÜHENDİSLİĞİNİ GÖRMEZDEN GELEN YAPI ÜRETİM VE DENETİM MEVZUATI YERİNE BİLİMSEL VE KAMU YARARI EKSENİNDE YENİ BİR MEVZUAT GELİŞTİRİLMELİDİR. Değerli Basın Emekçileri, Başta jeolojik araştırmalar olmak üzere yapılan çeşitli bilimsel araştırmalar ülkemiz yerleşimlerindeki jeolojik, yapısal, ekolojik, sosyal, kültürel ve yönetsel kırılganlıklar o derece yüksektir ki; doğa olayları meydana geldiklerinde hızla birer afete dönüşerek önemli can ve mal kayıplarının yaşanmasına yol açabilmektedir. Bu verili durum nedeniyle ülkemizde merkezi ve yerel idarelerin en temel görevlerinden biri gelecekte meydana gelebilecek afetlerden toplumu koruyacak RİSK AZALTMA POLİTİKALARINI UYGULAMAK olmalıdır.  Sahte diplomalı yandaşlarıyla afetleri topluma “Takdiri İlahi” veya “Mücbir Sebep” olarak sunan ve bu nedenle bir şey yapıyormuş gibi görünüp aslında “Yara Sarma” dışında hiçbir şey yapmayan ve sürekli yeni kırılganlıklar üreten bir sistem BUNU BAŞARAMAZ. Etkin bir mevzuat altyapısını, güçlü kurumsal yapılanmayı, afet güvenliğini önceleyen bir ekonomiyi, tedbirleri kararlılıkla uygulayan bir siyaseti ve afet farkındalığı yüksek bir toplumu ANCAK BU TEMELDE MÜCADELE EDENLER YARATABİLİR.   TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bu yoldaki mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade etmek isteriz. Bilimle, Emekle, Umutla ve İnatla Saygılarımızla
Benzer Videolar