Kızıltan;”Köysel dönüşümü konuşmalıyız”

Köylerin ve kırsal alanların ihmal edilmesiyle, köy ve kırsal yaşamın çekiciliğini, yaşam kalitesini, ekonomik değerini kaybetmesiyle, bir de bunun üstüne değişen büyükşehir yasası ile köylerin mahalleye dönüşmesi düzenlemesiyle sadece köy ve kırsal kavramları yok olmadı, aynı zamanda ülke tarımı ve hayvancılığı da büyük darbe aldı. Köyün ve kırsalın yok edilmesi, Türkiye tarımının yok edilmesidir.  Ne yazık ki, son 60 yılda gelişmenin karşılığı kentleşmek olarak görüldü. Bundan dolayı Türkiye son 60 yılda gelişmeyi şehirleşme olarak gördü ve inşaata, binaya yatırım yaptı, rantı inşaat ve betonda yarattı. Birileri, “gelişmek istiyorsan tarımı bırak” dedi. Köy ve kırsal cazip olmaktan, ekmek ve aş üretmekten uzaklaşınca, insanlar geleceğini şehirlerde aradı ve kente göç başladı. Bir süre sonra şehirlerde sorunlar başladı. Kentsel nüfusun hızla artması, buna bağlı olarak kentlerin yanlış ve plansız genişlemesi, alt yapı, ulaşım, konut, sanayi alanı, enerji ihtiyaçlarını arttırırken; atık su, gürültü, hava kirliliği gibi çevre sorunlarını da beraberinde getirdi. Kent kültürü temeli olmayan bu göçler ne yazık ki modern kentler değil, kentler içinde gecekondular yarattı. Yanlış kentleşmenin yarattığı sorunları bugün “KENTSEL DÖNÜŞÜM” kavramı ile aşmaya çalışıyoruz. Oysa Cumhuriyetimiz kurulurken büyük bir tarım hamlesi ile başladı. Cumhuriyetimiz “KÖYSEL DÖNÜŞÜMLE” başladı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti o dönemde tarımı, özellikle modern, makineleşen tarımı insanımıza anlattı. Büyük Atatürk: “Tarım sanayinin temelidir, milli ekonominin temelidir” dedi. Köy Enstitüleri ile köylü eğitildi. Köyler üretim merkezi oldu. Çünkü biliyoruz ki tarım sanayinin temelidir ve birçok sanayi kuruluşu tarıma dayalı gelişir. Dünyada sanayisi gelişmiş ne kadar ülke varsa aynı zamanda gelişmiş birer tarım ülkesidir. Ve tarımla ilgili 60 yıllık bazen eksik bazen de yanlış gelişim ve kalkınma politikalarıyla Türkiye kırsal yaşamdan ve köyden uzaklaştı; yani, tarım ve hayvancılık üretiminden uzaklaştı. Hem kentler yaşanmaz hale geldi, hem de köylerle birlikte tarım ve hayvancılıkta geriye gitti. Bu da yetersiz gıda arzı ile hem hayat pahalığına hem de gıda arzı güvenliği sorunlarına neden oldu ki, son aylarda bunu daha net gördük ve yaşıyoruz. Üretmiyor muyuz? Elbette üretiyoruz. Elbette Türkiye her şeye rağmen bir tarım ülkesidir ama sorun şu ki, ürettiğimiz tarım ve hayvancılık ürünleri 85 milyona yetmiyor. Tarım ve hayvancılık arzımız yetersiz ve güven vermiyor. Çözüm; tarım ve hayvancığın merkezi olan köyleri ve kırsalı canlandıracak “KÖYSEL DÖNÜŞÜM” projeleridir. Bu, aşırı kentleşmenin ve kente göç sorununun da çözümüdür.

Tarım sadece ekonomik değil, sosyal bir sektördür
Bir de gelişmiş ülkelere bakalım.  Avrupa Birliği’nin (AB) en çok önem verdiği konuların başında tarım geliyor. AB bütçesinden aslan payını tarım ve hayvancılık alıyor. AB’de kimse tarım ve hayvancılığı gereksiz görmüyor, sanayinin altında ve aşağısında görmüyor. Çünkü AB biliyor ki, tarım ve buna bağlı gıda arzı bir sosyal meseledir, bir güvenlik konusudur. Bundan dolayı; AB’nin en önemli desteklerinden birisi olan Kırsal Kalkınma İçin Avrupa Tarım Fonu çerçevesinde sadece 2014–2020 dönemi için yaklaşık 100 milyar Avro’luk bir ödenek ayrılmış ve ayrıca Avrupa Bölgesel ve Kalkınma Fonu’ndan da aynı dönem için yaklaşık 50 milyar Avro ayrılmıştır. Kısacası tarım, AB’nin en çok önem verdiği alandır.

Türkiye’de köy ve kırsal yaşam yok oluyor
İşte ülke olarak son 60 yılda tarımın ihmal edilmesi, köy ve kırsal yaşamın yok olmasıyla bu gün Türkiye nüfusunun %93’ü il ve ilçelerde yaşamaktayken, 85 milyon nüfusumuzun sadece ve sadece % 7’si köy ve kırsalda yaşamaktadır. Bu rakamın tarım ve hayvancılık adına ne kadar vahim ve endişe verici olduğunu görmek için AB ülkelerinin oranı ile karşılaştırmak yeterli olacaktır. AB nüfusunun yaklaşık %30’una karşılık gelen 140 milyon kişi kırsalda yaşamakta ve yine AB yüzölçümünün yaklaşık %80’i kırsal alandan oluşmaktadır. İşte bu nedenledir ki, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Temmuz 2019’daki bir konuşmasında aynen şöyle demiştir. “Kırsal alanlar toplumumuzun dokusu ve ekonomimizin kalp atışlarıdır. Bunlar kimliğimizin ve ekonomik potansiyelimizin en temel ve en önemli parçasıdır. Kırsal alanlarımızı besleyip koruyacağız ve geleceklerine yatırım yapacağız.” Aslında bu gerçeği yaklaşık 100 yıl önce gören Ulu Önder Atatürk, aşağıdaki sözleri boşuna söylememiştir. “Milli ekonominin temeli tarımdır”. Bunun içindir ki, tarımda kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Tarım ve sanayi üretimini paralel geliştirmeliyiz. Köyleri ve kırsalı tekrar cazip hale getirmek için ortak akılla, planlı şekilde, ithal değil, yerli ve milli düşüncelerle, bilgi ve bilimle, yeni bir milli seferberlikle KÖYSEL DÖNÜŞÜME odaklanmalıyız.

Tarımda eksiğimiz: Planlama, bilgiyi kullanma ve siyasi kararlılık…
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası olarak bu vizyona yönelik bir projemiz var. Hedefimiz bir pilot çalışma ile üretim deseni aynı olan birkaç köyü bir birine bağlayarak ortak bir merkez nokta belirleyerek burada ortak kullanım alanları oluşturmak, ortak kullanımlı soğuk hava depoları, ortak kullanım makine parkı, eğitim salonu, marka ve satış desteği verecek bir yeni nesil kooperatif mantığı tesis ederek köyleri birleştirmek, verimi ve karlılığı arttırmak, israfı azaltmak olacaktır. Ayrıca, MTSO olarak öncüsü olduğumuz ve artık hayata geçmesine çok az zaman kalan, Türkiye’de bir ilk olacak olan Mersin Agropark (Tarım-Gıda Teknoparkı) tarım ve gıdanın ar-ge çalışmalarını yapacak şirketleri barındıracak. Sektörün tohum ar-ge’sinden ürün raf ömrüne,  paketleme sitemlerinin geliştirilmesinden verimliliğe, topraksız tarımdan suyun verimli kullanımına veya susuz tarıma, markalaşmadan ihracatına, dijitalleşmeden yüksek teknolojili sistemlere entegrasyonuna, organik tarımdan eğitimlere kadar sayısız alanda Mersin, bölge ve ülke tarımını geleceğe hazırlayan ve planladığımız KÖYSEL DÖNÜŞÜME destek verecek bilgi merkezi olacaktır. Tarım politikaları kişiden kişiye değişemez. Kümülatif bilgi ve deneyimle gelişen, uzun vadeli politikalardan oluşan bir tarıma ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan planlamadır. Planlama için ihtiyacımız olan şey bilgidir. Hepsinden önce gereken şey ise siyasi karalılıktır. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası olarak bir yandan sanayi, lojistik, turizm, dış ticaret gibi kentimizin omurga sektörlerine odaklanırken, öte yandan tarım gücümüzün de yok olmasına izin vermeyeceğiz. Türkiye’de örnek olacak ve Türk tarımının kalkınmasına da destek veren en önemli il ve kurum olacağız. Yeter ki yerele kulak verilsin, karar mekanizmalarında yerel dinamikler yer alsın, ithal değil, milli ve yerli düşünceler daha çok dinlensin.