Fatih Şahin’in kaleminden duygu yüklü kutlama

Bergen…

Şu sıralar arka arkaya vizyona giren ve iki kadının hayatlarını anlatan filmler dikkatleri çekiyor.
Bergen ve Dilber Ay..
Dilber Ay şarkıları ile Flash Tv dönemlerinde tanışsam da, bir kaç şarkısı dışında çok da dinleyemedim.
Ama ergenlik döneme denk geldi Bergen..
Aslında daha bir çokları vardı, Biricik, Tüdenya, Kibariye, Ceylan gibi…
80’lere damgasını vurmuştu hepsi..
Ama baskın toplumdan sıyrılma, kabuğumuzu kırma dönemlerindeydik.
Mesela Atatürk Lisesi’nde okurken, okul müdürü Muzaffer Yaşar Tümlüer’in namı diğer “ Kemikkıran” ın talimatı ile bazı öğretmenler tarafından sürekli uyarılırdık…
“Teneffüste kızlarla erkekler sakın yan yana, kol kola, el ele dolaşmayın” diye…
Aynı ya da benzer uyarı ve tehditi evden de alırdık.
“Sakın komşunun kızına, arkadaşının bacısına bakma” diye…
Daha doğrusu karşı cinse bakmanın, büyük günah ve büyük ayıp sayıldığı dönemdi.
O nedenle kült ve melankoli duygularla yaşanırdı aşklar.
Ama ergenlik dedim ya!
Aklına sahip olsan, gönlüne sahip olamıyorsun.
Bir kıza aşık olma çizgin, elini tutması, on saniyeden fazla sana bakması kadardı.
Hem bu kadar yakın olup, hem de uzak kalmayı başarmanın adıydı arabesk.
Bir de buna sınıfsal mesafeyi koyduğunda, duyguları kültleştiren bir durum ortaya çıkıyordu.
Yani alt gelir grubuna ait bir ailenin çocuğuysan had bilme sınırın oldukça fazlaydı…
Ama elit bir sınıfa ait ailenin çocuğuysan, aldığın kültür yada eğitim alanını ve yasaklarını biraz daha esnek yapıyordu.
Bunun yansımasını “Zengin kız, fakir oğlan” temasıyla Türk filmlerinde çok izledik o yıllarda…
80 öncesi daha devrimci, daha millici şarkı ve şarkıcı furyası yaşanırken, 80 sonrası arabesk furyası başlamıştı.
Erkekler Müslümcü, Ferdici, Orhancıydı…
Kızlar Bergenci, Ceylancı, Tüdanyacı, biraz da Kibariyeciydi…
Cinsiyetçilik şarkı ve şarkıcılarda bile kendini fark ettiriyordu…
Ama o masum, o yetim aşklar duyguları da birleştiriyordu bazen…
Şarkı sözleri ile anlatırdık, konuşamadıklarımızı…
Birbirimize kasetlerini hediye ederdik…
Mesela ben Müslüm dinlerdim, sevdiğim kız Bergen dinlerdi.
Dolayısıyla otomatikman ben Bergenci o Müslümcü olmuştu.
Sevdiceğim hangi şarkıyı seviyorsa onu dinlerdim…
Öğütlerdi çünkü…
Bir gün ‘benim için üzülme’ şarkısını başka bir gün ‘ Acıların Kadını’ şarkısını “mutlaka dinle” diye öğütlerdi…
Dinlemem mi?
Kaseti başa alma süresini bile ezberlemiştim.
Ben de onu öğütlerdim Müslüm babadan ‘umut yoksulun ekmeğini’ yada ‘Gönül nikahı’nı mutlaka dinle“ diye.
Eğer sapkın kültürün kölesi tarafından öldürülmeseydi, bugün Türkiye’nin dişi Müslüm’ü idi Bergen…
Her ikisini de Allah rahmet eylesin…
Yaşadıkları malum..
Onun yaşamı arabesk yıllarının özetidir aslında…
Mersinli olması onu daha çok sevdirmişti bizlere…
Nasıl ki Müslüm babanın hayatını anlatan, ‘Müslüm’ filmi tüm Türkiye’yi ağlattıysa, eminim, ‘Bergen’ filmini izleyen herkes aynı duyguları tekrar yaşayacaktır…
Türkiye’de kadınların yaşadığı şiddet malum.
Özellikle Bergen sembol olmuş isimlerin başında geliyor.
Filmin ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ nün olduğu hafta vizyona girmesi çok anlamlı.
Her yıl çiçek, böcek, hediye ve iltifatlarla geçirirken, bu yıl onların yaşadıklarını daha iyi anlamamız, yüreğimizde hissetmemiz açısından çok yerinde buldum…
Tekrar başta annem, eşim ve kızım olmak üzere dünyayı güzelleştiren tüm kadınların günü kutlar, şiddet görmedikleri bir hayat dilerim..